Translate

22 Ekim 2012 Pazartesi

O ve Ben / Necip Fazıl Kısakürek

Fotoğraf: Emre Ekinci
"...Sakın bu dünya, göze görünür ve görünmez her şeyiyle doğacak bir çocuğu kandırmak için, bütün insanların birlik olup uydurduğu müthiş bir yalan olmasın? Ve sakın o çocuk ben olmıyayım? Bana öyle geliyor ki, her hangi bir coğrafya mevkiinden, her hangi bir hadisenin sebep ve neticesine kadar bütün yeryüzü tecellileri bu müthiş yalanın korkunç nizamından ibaret... Meselâ; Şimal Kutbu diye bir yer yoktur; annem beni doğurmamıştır; iki kere iki dört etmez; tarih baştan başa uydurmadır; şu dakikada filân devletle falân hükümet, aralarında harp taklidi yapmaktadır; tabut içinde gidenler de mahsus kaskatı kesiliyor ve mahsus dudaklarını kıpırdatmıyor!!! Ve kapıları, pencereleri, sükûtları, soğukkanlılıkları tekmeleyip avaz avaz haykırmak istiyordum: - Doğrusunu söyleyin, bana doğrusunu söyleyin! Hepiniz birden, bütün kanunlarınız ve bütün müesseselerinizle elbirliği edip bir insandan, meçhul bir insandan bütün hakikati gizliyebilecek tecrübedesiniz! O insan benim işte! Söyleyin bana herşeyin doğrusunu!.. Eşya ve hadiselerin peçesini kaldırın ve iç yüzlerini gösterin! Ve belki de tımarhanedeki deliler kursaklarındaki sırrı artık ağızlarından kaçıracak kadar ruhları zayıfladığı içindir ki, böyle demir parmaklıklı kümeslere kapatılmışlardı...." Necip Fazıl Kısakürek O Ve Ben

16 Ağustos 2012 Perşembe

Bırakıp Gittiğin Kadarız...

Fotoğraf: Emre Ekinci


Bir dönüsle dönüyoruz Yorgunuz, tenimiz esmer Içimizde magrur bir hüzün Yaralarimiz var eczasi olmayan vurgunlar
En çok kadinlarimiza yakisan aglamakla 
En çok erkeklerimize dokunan çaresizlikle 
Yaklasiyoruz hayatin ikindisine 
Biraz daha yaklasiyoruz 
Bir el uzatiminda aksamin alacasindayiz 

Bu 
Senin gidisinin hemen ertesinde 
Dudaklarimizin kurudugu 
Sularin çekildigi 
Kizil Denizin Diclenin 
Önümüzde Musa elimizde asa ile 
Yarip geçtigimiz Nilin 
Ve eteklerimizi savura savura 
Tükettigimiz birlikteligimizin ardindan 
Kayip giden yildizlarin sarkisi gibiyiz 

Bir dönüsle dönüyoruz 
Ne güzel oluyordu 
Sagimiza dönüp seni görünce 
Ne güzel oluyordu 
Düstügünde önümüze 
Adi safranlara sarili bir ask gibi maceramiz 
Adi kiskanç kervanlarin zümrüt yüklerinde yazili 
Adi Leyla 
Bir vaveyla kadar dokunsaniz aglamakliyiz 

Bir dönüsle dönüyoruz 
Belki baksak arkamiza ordasindir 
Bu efsunu kaybetmek istemiyoruz 
Hiç bir seyini istemiyoruz aslinda dünyanin 
Incisini yakutunu ipek yumusakligini yastiklarin 
Bebegin yüzümüze dokunusunu istemiyoruz 
Islerimizin limanligini 
Ocagimizin sicakligini bile istemiyoruz 

Bir dönüsle dönüyoruz 
Seni unutmamak için saskin 
Inanmamak için ölümüne inaniyoruz 

Gittin mi aramizdan 
Elini çektin mi üzerimizden 
Bizi yetim 
Sehrini öksüz biraktin mi 
Ne yapalim iste 
Aglamamayi beceremiyoruz 
Isirdikça kanayan dudaklarimizdan 
Dökülen bos sözlerle birbirimize soruyoruz 
Hava nasil 
Saat kaç 
Yine çayirlarin yesilliginde otlayan kuzularimizin arasindayiz 
Yine çayirlarin üstünde matem isliyoruz 
Inceldigi yerden kopan dünya 
Bir araftan yol bularak basimiza düsüyor 
Gökkubbe patliyor tepemizde 
Hissediyor anliyor ama anlatamiyoruz 

Bir dönüsle dönüyoruz 
Birakip gittigin kadariz 
Hiç yagmur yagmiyor 
Yorgunuz, tenimiz esmer 
Içimizde magrur bir hüzün 
En çok kadinlarimiza yakisan aglamakla 
En çok erkeklerimize dokunan çaresizlikle 
Yaklasiyoruz hayatin ikindisine 
Ne yapalim 
Hiç yagmur yagmiyor 
Sensiz yürüyünce 
Bir dönüsle dönüyoruz 
Kiyamet bize 
Kiyamet bize 
Sen yinede merhamet et bize 
Merhamet et bize 
Merhamet et bize

İbrahim SADRİ

24 Kasım 2011 Perşembe

YALNIZLIK BİRAZ DA;

Bugün ve yarın ve sonraki gün...
Kahvaltı yapacaksınız bir başınıza ya da yanınızda birileriyle.
Arkadaşlar, aile bireyleri
ve belki eskimiş sevgilerinizin sahipleri olacak karşınızda.
Şeker karıştıracaksınız bardağınızda.
Gözünüz dalacak masanın üzerindeki ekmek kırıntısına...
Vapura bineceksiniz, otobüsten ineceksiniz.
Simit alacaksınız,
gazete sayfaları çevirecek,
fal bakacaksınız bilgisayarlarınızda...
Uzun sıkıntılar vermiş şeyleri bitiremiyor olmakla
her şeye yeniden başlayabileceğinizi
sanmak arasında bir fark olmadığını fark edeceksiniz.
Siz silmek isteseniz bile
hafızanın kalıcı mürekkebi yıpratmış olacak
kalbinizdeki ak parşomeni...
En olmadık anda geri tepecek hainlikler.
Anlayacaksınız;
hiçbir şey eskisi gibi olmayacak bir daha...
Çekip gitmek en güzeliymiş gibi gelecek
ama çekip gidemeyeceksiniz...
İşiniz,
alışkanlıklarınız,
derme çatma düzeniniz,
çocuklarınız,
toplumsal korkularınız;
hadi ataletiniz diyelim hepsine;
izin vermeyecek size!
Başkalarının felaketinde teselli bulacaksınız.
Onlar kadar alçalmadığınızı düşüneceksiniz.
Onlar kadar rezil, kepaze olmadığınızı.
Onlar kadar başarısız olmadığınızı...
Ortalama yaşamınıza sığınıcaksınız.
Hayatla ilgili onca fikri varken uygulamada sınıfta kalmış her bilgiç, başarısız insan gibi derin mutsuzluklar içinde sadece eleştirebilen bir taslak olarak kaldığınızı fark edeceksiniz belki bir gün...
Ya da...
Göze alacaksınız kendinizi.
Kendinden başka düşman yoktur çünkü.
Severken de
dövüşürken de
kendinden daha çok yaralayamaz hiç kimse ve hiçbir şey bir insan zihnini...
Verdiğiniz onca açığa ve gösterdiğiniz bütün zayıf noktalarınıza, içinizden çıkmış hainlerin topuğunuzdan vurulacağınızı bildiklerini bilmenize rağmen yola çıkacaksınız.
Sırtınızdaki bıçak kesiği soğumaya başladığında emin olun en çok o zaman acı duyacaksınız.
Ama bildiğiniz gibi iyileşecek yaranız.
Sokaklardan arabalar geçecek,
mevsimler dönüşecek,
yeni şarkılar söylenecek,
birileri ölecek,
birileri doğacak...
Ama en çok o zaman seveceksiniz kendinizi...
Hiçbirinin bir önemi olmadığını anladığınız anda...
Ne düşman sandıklarınızın
ne de aynı yanda olduğunuz savaşçıların
ne de sebeplerinizin yani...
O idrakin başlama noktasında bitecek telaşınız...
Siz de biliyorsunuz aslında...
Nedenleri, niçinleri, zayıfları, çürümüşleri...
Hepsini...
Hepsini...
(...)
Bilinmesin;
yalnızlık biraz da,
her şeyi bilmenin ta kendisidir.

Hasan Ali Toptaş
Yalnızlık adlı kitabından alıntı'dır.

12 Ağustos 2011 Cuma

NİHAYET / Can Yücel



Bu son kar olacak görüp göreceğim
Kim bilir ne kadar göreceğim gelecek
Şöyle lapa lapa bir karın sondurmasında
Kar da nelerini seyretmeyi bir şeytan dürbününden
Yanımda Güler bastonunu da almış
Tutmuş kolumdan yediyor beni yaşamaya
Datça'ya ki kar yüzünden gidemiyoruz
O yüzden de kara ve bizim karıya kızıyorum ya
Kar yağıyor üstümüze
Acayip bir ışık rüzgara dalmış da içinden çıkamıyor
Aşağıdan yukarı bir tipi aşağı-yukarı
Ayaklarım kayıyor çocukken kızak kayarkenki gibi
Şimdi kayıyorum bir başka ömre
Makamı bunun 'karca' makamı
Devrilince devrini göreceğim nihayet

20 Şubat 2011 Pazar

Nazım Hikmet RAN


HERKES GİBİ

Gönlümle baş başa düşündüm demin;
Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin.

Mâziye karışıp sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni, eminim
Kalbimde kalbine yok bile kinim
Bence artık sen de herkes gibisin.
 
Temmuz 1920 
 
«BENCE SEN DE ŞİMDİ HERKES GİBİSİN»  
Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin

Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin

Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin
 
1918

11 Şubat 2011 Cuma

Sadakat / Küçük İskender

Korkuya geçiş önceliği tanıyan bir yüzle karşılayacaktık    
sadakati! 
Elimizde isminin yazılı olduğu kartonlar, kadehler ve aşklar; 
-uzun bir arkadaşlık havaalanında-
ulaşmaya, hep bulmaya çalıştık onu sanki durmadan
bir endişe, bir hüzün, bir ihtimal'ler kalabalığında! 

[Hiç değilse zarif olmaya çalışan çocuklardık oybirliğiyle]

Çünkü
bir kimlikti bizim için içimizde boy veren çam ağaçlarının kokusu
yeni demlenmiş çayın rengine karışan yaralarımız
tarihe malolmuş kaygan sevgililer
'sevgilim! ' diyemediğimiz sevgililer
bir ameliyat izi gibi taşıdığımız çocukluğumuz
Çünkü
bir kimlikti bizim için içimizde saklanan
gizli yolculuklardan kalma gizli yorgunluğumuz! 

Ne sadakat, ne teselli ne de bir vicdan muhasebesi! 
bir sabah hepimiz uyandık baktık ki apayrı yataklarda: 
yalnız bir uyurgezer tarafından taranmış saçlarımız geceleyin
ve hiç değişmemiş yıllar geçse de
bir dişi, paraya dönüşsün diye yastığın altına yerleştirircesine
mutluluğa dönüşsün diye
hayatımızın bir yanına mutlaka koyduğumuz umutsuzluğumuz!