![]() |
| Fotoğraf: Emre Ekinci |
Translate
22 Ekim 2012 Pazartesi
O ve Ben / Necip Fazıl Kısakürek
16 Ağustos 2012 Perşembe
Bırakıp Gittiğin Kadarız...
![]() |
| Fotoğraf: Emre Ekinci |
En çok kadinlarimiza yakisan aglamakla En çok erkeklerimize dokunan çaresizlikle Yaklasiyoruz hayatin ikindisine Biraz daha yaklasiyoruz Bir el uzatiminda aksamin alacasindayiz Bu Senin gidisinin hemen ertesinde Dudaklarimizin kurudugu Sularin çekildigi Kizil Denizin Diclenin Önümüzde Musa elimizde asa ile Yarip geçtigimiz Nilin Ve eteklerimizi savura savura Tükettigimiz birlikteligimizin ardindan Kayip giden yildizlarin sarkisi gibiyiz Bir dönüsle dönüyoruz Ne güzel oluyordu Sagimiza dönüp seni görünce Ne güzel oluyordu Düstügünde önümüze Adi safranlara sarili bir ask gibi maceramiz Adi kiskanç kervanlarin zümrüt yüklerinde yazili Adi Leyla Bir vaveyla kadar dokunsaniz aglamakliyiz Bir dönüsle dönüyoruz Belki baksak arkamiza ordasindir Bu efsunu kaybetmek istemiyoruz Hiç bir seyini istemiyoruz aslinda dünyanin Incisini yakutunu ipek yumusakligini yastiklarin Bebegin yüzümüze dokunusunu istemiyoruz Islerimizin limanligini Ocagimizin sicakligini bile istemiyoruz Bir dönüsle dönüyoruz Seni unutmamak için saskin Inanmamak için ölümüne inaniyoruz Gittin mi aramizdan Elini çektin mi üzerimizden Bizi yetim Sehrini öksüz biraktin mi Ne yapalim iste Aglamamayi beceremiyoruz Isirdikça kanayan dudaklarimizdan Dökülen bos sözlerle birbirimize soruyoruz Hava nasil Saat kaç Yine çayirlarin yesilliginde otlayan kuzularimizin arasindayiz Yine çayirlarin üstünde matem isliyoruz Inceldigi yerden kopan dünya Bir araftan yol bularak basimiza düsüyor Gökkubbe patliyor tepemizde Hissediyor anliyor ama anlatamiyoruz Bir dönüsle dönüyoruz Birakip gittigin kadariz Hiç yagmur yagmiyor Yorgunuz, tenimiz esmer Içimizde magrur bir hüzün En çok kadinlarimiza yakisan aglamakla En çok erkeklerimize dokunan çaresizlikle Yaklasiyoruz hayatin ikindisine Ne yapalim Hiç yagmur yagmiyor Sensiz yürüyünce Bir dönüsle dönüyoruz Kiyamet bize Kiyamet bize Sen yinede merhamet et bize Merhamet et bize Merhamet et bize İbrahim SADRİ |
24 Kasım 2011 Perşembe
YALNIZLIK BİRAZ DA;
Bugün ve yarın ve sonraki gün...
Kahvaltı yapacaksınız bir başınıza ya da yanınızda birileriyle.
Arkadaşlar, aile bireyleri
ve belki eskimiş sevgilerinizin sahipleri olacak karşınızda.
Şeker karıştıracaksınız bardağınızda.
Gözünüz dalacak masanın üzerindeki ekmek kırıntısına...
Vapura bineceksiniz, otobüsten ineceksiniz.
Simit alacaksınız,
gazete sayfaları çevirecek,
fal bakacaksınız bilgisayarlarınızda...
Uzun sıkıntılar vermiş şeyleri bitiremiyor olmakla
her şeye yeniden başlayabileceğinizi
sanmak arasında bir fark olmadığını fark edeceksiniz.
Siz silmek isteseniz bile
hafızanın kalıcı mürekkebi yıpratmış olacak
kalbinizdeki ak parşomeni...
En olmadık anda geri tepecek hainlikler.
Anlayacaksınız;
hiçbir şey eskisi gibi olmayacak bir daha...
Çekip gitmek en güzeliymiş gibi gelecek
ama çekip gidemeyeceksiniz...
İşiniz,
alışkanlıklarınız,
derme çatma düzeniniz,
çocuklarınız,
toplumsal korkularınız;
hadi ataletiniz diyelim hepsine;
izin vermeyecek size!
Başkalarının felaketinde teselli bulacaksınız.
Onlar kadar alçalmadığınızı düşüneceksiniz.
Onlar kadar rezil, kepaze olmadığınızı.
Onlar kadar başarısız olmadığınızı...
Ortalama yaşamınıza sığınıcaksınız.
Hayatla ilgili onca fikri varken uygulamada sınıfta kalmış her bilgiç, başarısız insan gibi derin mutsuzluklar içinde sadece eleştirebilen bir taslak olarak kaldığınızı fark edeceksiniz belki bir gün...
Ya da...
Göze alacaksınız kendinizi.
Kendinden başka düşman yoktur çünkü.
Severken de
dövüşürken de
kendinden daha çok yaralayamaz hiç kimse ve hiçbir şey bir insan zihnini...
Verdiğiniz onca açığa ve gösterdiğiniz bütün zayıf noktalarınıza, içinizden çıkmış hainlerin topuğunuzdan vurulacağınızı bildiklerini bilmenize rağmen yola çıkacaksınız.
Sırtınızdaki bıçak kesiği soğumaya başladığında emin olun en çok o zaman acı duyacaksınız.
Ama bildiğiniz gibi iyileşecek yaranız.
Sokaklardan arabalar geçecek,
mevsimler dönüşecek,
yeni şarkılar söylenecek,
birileri ölecek,
birileri doğacak...
Ama en çok o zaman seveceksiniz kendinizi...
Hiçbirinin bir önemi olmadığını anladığınız anda...
Ne düşman sandıklarınızın
ne de aynı yanda olduğunuz savaşçıların
ne de sebeplerinizin yani...
O idrakin başlama noktasında bitecek telaşınız...
Siz de biliyorsunuz aslında...
Nedenleri, niçinleri, zayıfları, çürümüşleri...
Hepsini...
Hepsini...
(...)
Bilinmesin;
yalnızlık biraz da,
her şeyi bilmenin ta kendisidir.
Hasan Ali Toptaş
Yalnızlık adlı kitabından alıntı'dır.
Arkadaşlar, aile bireyleri
ve belki eskimiş sevgilerinizin sahipleri olacak karşınızda.
Şeker karıştıracaksınız bardağınızda.
Gözünüz dalacak masanın üzerindeki ekmek kırıntısına...
Vapura bineceksiniz, otobüsten ineceksiniz.
Simit alacaksınız,
gazete sayfaları çevirecek,
fal bakacaksınız bilgisayarlarınızda...
Uzun sıkıntılar vermiş şeyleri bitiremiyor olmakla
her şeye yeniden başlayabileceğinizi
sanmak arasında bir fark olmadığını fark edeceksiniz.
Siz silmek isteseniz bile
hafızanın kalıcı mürekkebi yıpratmış olacak
kalbinizdeki ak parşomeni...
En olmadık anda geri tepecek hainlikler.
Anlayacaksınız;
hiçbir şey eskisi gibi olmayacak bir daha...
Çekip gitmek en güzeliymiş gibi gelecek
ama çekip gidemeyeceksiniz...
İşiniz,
alışkanlıklarınız,
derme çatma düzeniniz,
çocuklarınız,
toplumsal korkularınız;
hadi ataletiniz diyelim hepsine;
izin vermeyecek size!
Başkalarının felaketinde teselli bulacaksınız.
Onlar kadar alçalmadığınızı düşüneceksiniz.
Onlar kadar rezil, kepaze olmadığınızı.
Onlar kadar başarısız olmadığınızı...
Ortalama yaşamınıza sığınıcaksınız.
Hayatla ilgili onca fikri varken uygulamada sınıfta kalmış her bilgiç, başarısız insan gibi derin mutsuzluklar içinde sadece eleştirebilen bir taslak olarak kaldığınızı fark edeceksiniz belki bir gün...
Ya da...
Göze alacaksınız kendinizi.
Kendinden başka düşman yoktur çünkü.
Severken de
dövüşürken de
kendinden daha çok yaralayamaz hiç kimse ve hiçbir şey bir insan zihnini...
Verdiğiniz onca açığa ve gösterdiğiniz bütün zayıf noktalarınıza, içinizden çıkmış hainlerin topuğunuzdan vurulacağınızı bildiklerini bilmenize rağmen yola çıkacaksınız.
Sırtınızdaki bıçak kesiği soğumaya başladığında emin olun en çok o zaman acı duyacaksınız.
Ama bildiğiniz gibi iyileşecek yaranız.
Sokaklardan arabalar geçecek,
mevsimler dönüşecek,
yeni şarkılar söylenecek,
birileri ölecek,
birileri doğacak...
Ama en çok o zaman seveceksiniz kendinizi...
Hiçbirinin bir önemi olmadığını anladığınız anda...
Ne düşman sandıklarınızın
ne de aynı yanda olduğunuz savaşçıların
ne de sebeplerinizin yani...
O idrakin başlama noktasında bitecek telaşınız...
Siz de biliyorsunuz aslında...
Nedenleri, niçinleri, zayıfları, çürümüşleri...
Hepsini...
Hepsini...
(...)
Bilinmesin;
yalnızlık biraz da,
her şeyi bilmenin ta kendisidir.
Hasan Ali Toptaş
Yalnızlık adlı kitabından alıntı'dır.
12 Ağustos 2011 Cuma
NİHAYET / Can Yücel
Bu son kar olacak görüp göreceğim
Kim bilir ne kadar göreceğim gelecek
Şöyle lapa lapa bir karın sondurmasında
Kar da nelerini seyretmeyi bir şeytan dürbününden
Yanımda Güler bastonunu da almış
Tutmuş kolumdan yediyor beni yaşamaya
Datça'ya ki kar yüzünden gidemiyoruz
O yüzden de kara ve bizim karıya kızıyorum ya
Kar yağıyor üstümüze
Acayip bir ışık rüzgara dalmış da içinden çıkamıyor
Aşağıdan yukarı bir tipi aşağı-yukarı
Ayaklarım kayıyor çocukken kızak kayarkenki gibi
Şimdi kayıyorum bir başka ömre
Makamı bunun 'karca' makamı
Devrilince devrini göreceğim nihayet
20 Şubat 2011 Pazar
Nazım Hikmet RAN
HERKES GİBİ
Gönlümle baş başa düşündüm demin;
Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin.
Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin.
Mâziye karışıp sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni, eminim
Kalbimde kalbine yok bile kinim
Bence artık sen de herkes gibisin.
Bir anda unuttum seni, eminim
Kalbimde kalbine yok bile kinim
Bence artık sen de herkes gibisin.
Temmuz 1920
«BENCE SEN DE ŞİMDİ HERKES GİBİSİN»
«BENCE SEN DE ŞİMDİ HERKES GİBİSİN»
Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin
Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin
Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin
1918
11 Şubat 2011 Cuma
Sadakat / Küçük İskender
Korkuya geçiş önceliği tanıyan bir yüzle karşılayacaktık
sadakati!
Elimizde isminin yazılı olduğu kartonlar, kadehler ve aşklar;
-uzun bir arkadaşlık havaalanında-
ulaşmaya, hep bulmaya çalıştık onu sanki durmadan
bir endişe, bir hüzün, bir ihtimal'ler kalabalığında!
[Hiç değilse zarif olmaya çalışan çocuklardık oybirliğiyle]
Çünkü
bir kimlikti bizim için içimizde boy veren çam ağaçlarının kokusu
yeni demlenmiş çayın rengine karışan yaralarımız
tarihe malolmuş kaygan sevgililer
'sevgilim! ' diyemediğimiz sevgililer
bir ameliyat izi gibi taşıdığımız çocukluğumuz
Çünkü
bir kimlikti bizim için içimizde saklanan
gizli yolculuklardan kalma gizli yorgunluğumuz!
Ne sadakat, ne teselli ne de bir vicdan muhasebesi!
bir sabah hepimiz uyandık baktık ki apayrı yataklarda:
yalnız bir uyurgezer tarafından taranmış saçlarımız geceleyin
ve hiç değişmemiş yıllar geçse de
bir dişi, paraya dönüşsün diye yastığın altına yerleştirircesine
mutluluğa dönüşsün diye
hayatımızın bir yanına mutlaka koyduğumuz umutsuzluğumuz!
sadakati!
Elimizde isminin yazılı olduğu kartonlar, kadehler ve aşklar;
-uzun bir arkadaşlık havaalanında-
ulaşmaya, hep bulmaya çalıştık onu sanki durmadan
bir endişe, bir hüzün, bir ihtimal'ler kalabalığında!
[Hiç değilse zarif olmaya çalışan çocuklardık oybirliğiyle]
Çünkü
bir kimlikti bizim için içimizde boy veren çam ağaçlarının kokusu
yeni demlenmiş çayın rengine karışan yaralarımız
tarihe malolmuş kaygan sevgililer
'sevgilim! ' diyemediğimiz sevgililer
bir ameliyat izi gibi taşıdığımız çocukluğumuz
Çünkü
bir kimlikti bizim için içimizde saklanan
gizli yolculuklardan kalma gizli yorgunluğumuz!
Ne sadakat, ne teselli ne de bir vicdan muhasebesi!
bir sabah hepimiz uyandık baktık ki apayrı yataklarda:
yalnız bir uyurgezer tarafından taranmış saçlarımız geceleyin
ve hiç değişmemiş yıllar geçse de
bir dişi, paraya dönüşsün diye yastığın altına yerleştirircesine
mutluluğa dönüşsün diye
hayatımızın bir yanına mutlaka koyduğumuz umutsuzluğumuz!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





